Seyfettin Babat

  

El Âlem ve Sultan’ın Mukadderatı


Kim oldukları tam olarak bilinmeyen, asla da bilinmeyecek bir insan topluluğudur. Bu insanların nerede ve nasıl yaşadıkları bilinmez. Üstelik hiç ölmez; her daim var olmaya devam ederler. Ne yerler ne içerler; nasıl geçindikleri bilinmese de kendileri dışındaki herkesi “yola sokma” konusunda son derece beceriklidirler. Görünmezler ama çok hissedilirler. Tek tek insanlardan oluşan bir dev gibidirler. Kendilerine “el âlem” derler; onu oluşturan her bir kişi de bu el âlemi besler.  


Ancak aynı el âlem, her bir bireyi beslemese de sınırlandırır. Kendini oluşturan her bireyi ayıplar, korkutur, dışlar; dedikodu ve bunun sonuçları üzerinden “uygun” davranışa iter, yola sokar, çeki düzen verir.  


Ne var ki el âlemden ayrışamayan birey, onu besleyip büyütenin aslında kendisi olduğunu bilemez. El âlemi büyüttükçe, içinde sıkıştığını da fark etmez. Başka bir deyişle, birey ile el âlem diyalektik bir ilişki içindedir: Birbirlerini karşılıklı olarak besler ve büyütürler.  


Coğrafi olarak özellikle küçük yerleşim birimlerinde ve metropollerin banliyölerinde konumlanma becerisi gösteren bu el âlem, bazı yaşantıları “yazgı” olarak sunma becerisine de sahiptir. Her şey en başından bellidir; değiştirilemez kabul edilir. Bu tanımlı alanın içinde yaşamak zorunda bırakılır birey; dışına çıkamaz. Çıkarsa, el âlemin ne diyeceği zaten bellidir. “El âlem ne der?” kaygısı, çoğu zaman en yakınının diline bile yerleşir.  


Bu el âlem, sözde normlarıyla, bireysel korkulardan beslenerek kendi düzenini kurar. Ama bazen biri çıkar ve ona kafa tutar; o güne kadar söylenen ve dayatılan her şeyin altına dinamit döşer. Fakat aynı sertlikte bir karşılık görür. Birey bu sınanma noktasında pes etmez, devam ederse bu karşılık yavaşça sönümlenir. Yine de “yok olur” diyemeyiz. Çünkü el âlem, her daim etkisi altına alacağı birini ya da birilerini bulmaya devam eder.



Mukadderat filmi, el âlemi yok sayarak yeni bir yaşama başlamak isteyen bir kadının, Sultan’ın, hikâyesini anlatır.  


Künye (kısa): Mukadderat (2024, yaklaşık 90 dk). Yönetmen: Nadim Güç. Senaryo: Erdi Işık. Oyuncular: Nur Sürer (Sultan), Aslıhan Gürbüz (Reyhan), Osman Sonant (Nevzat).  


Karadeniz’in küçük bir kasabası olan Cide’de yaşayan 65 yaşındaki Sultan, kocası öldükten sonra yeniden evlenmeye karar verir; ancak kızı Reyhan ve oğlu Nevzat buna şiddetle karşı çıkar.   Bu itiraz, yalnızca “yasın nasıl yaşanacağı”na dair bir dayatmayı değil, aynı zamanda Sultan’ın kimliğinin bir erkekle tanımlanması gerektiğine dair yerleşik kabulleri de açığa çıkarır.  


Hikâyenin çatışmasını büyüten bir başka kırılma noktası, mirasın gündeme gelişiyle kardeşler arasında tarla üzerinden yaşanan gerilimdir; özel alanın tartışması, hızla kamusal dedikoduya dönüşür ve “Sultan koca arıyor” söylemi kasabanın ortak diline yerleşir.   Tam da bu noktada film, el âlemin nasıl çalıştığını tek cümlelik bir soru gibi değil, bir dolaşım ağı gibi kurar: söz ağızdan çıkar, büyür, yön verir ve en sonunda “doğal gerçek” muamelesi görür.


Sultan, kendisi gibi dul olan ve Almanya’dan gelen Refik Bey’le tanışınca evliliğe ve yaşama dair fikri değişir; değişim yalnızca romantik bir arayışla sınırlı kalmaz, geçim ve varoluş biçimini de dönüştürür.   Pazarda çalışmaya başlar, evini pansiyon gibi işletir; üretime ve ilişki ağlarına tutundukça “el âlem”in onu tanımladığı yerden, kendi kendini tanımladığı yere doğru ilerler.  


Sultan, yaşlı ve dul olmanın ötesinde, kendi kimliğiyle yavaş yavaş yeniden var olmaya çalışırken film; yan hikâyelerde ataerkil yapılanmanın toplumsal cinsiyet ayrımcılığına da vurgu yaparak ilerler. Bu süreçte Sultan, diğer kadınların dayanışmasını da güçlendirir ve onlar için bir öncüye dönüşür.  





Finalde Sultan; ayakları üzerinde durabilen, üreten ve ürettikçe var olabilen bir kadına evrilir.   Kadınlık, yaşlılık ve farklı cinsiyet tercihleri üzerine mizahi bir dille anlatılan Mukadderat; el âlemin “yazgı” diye paketlediği sınırların aslında ekonomik bağımlılık, korku ve alışkanlıkla tahkim edildiğini görünür kıldığı için, söylemi ve oyunculuklarıyla özellikle dikkat çekicidir.  

Reviewed by Seyfettin BABAT on Ocak 10, 2026 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.